Göğsümde derin bir ağrı, bedenim yorgun. Hava da ne kadar puslu. Sanki tüm
dünyanın dertleri gökyüzünde, benim başımın üzerinde. Derin bir nefes alıyorum.
Başka türlü geçmez ki bu iç sıkıntısı, kalp ağrısı. Ne çok isterdim her yeri,
herkesi bulutların üzerinden izlemeyi, kendimi her şeyin dışına çekip etrafı
görmeyi, hatalarımı anlamayı.
Ne klasik bir laftır “ ben nerede hata yaptım “ . Bazen bir şarkının sözü, bazen
de bir isyandır. Hep dilimizdedir, bilsek nerede hata yaptığımızı, sanki bir
daha hiç yapmayacakmışız gibi. Oysa bazen bilerek, isteyerek, sonunun ne
olacağını görerek yaparız hatalarımızı. Her şeyi yaşamaya hazırızdır. Korkarız
kaybetmekten, oysa kaybetmemek adına her şeyimizi kaybederiz. Yavaşça. Sessiz
çığlıklar ile uçar gider elimizdekiler. Bak işte yine yalnızlığımızla
başbaşayız.
Her yer karanlık, her yer gece. Bundan mı içimdeki sıkıntı yoksa içimdeki
sıkıntıdan mı her şey. Bu dünyaya yabancıyım, olanları anlamaya çalışıyorum. Ama
nafile… Kim çözmüş ki sırrı ben çözeceğim. Benim tek derdim içimdeki gürültüyü
dindirebilmek. Ağlasam geçer mi? yoksa vaz mı geçsem her şeyden herkes den. Ben
vaz geçemiyorum ki. Bırakamıyorum. Gidemiyorum.
Kök salan büyük bir ağaç gibiyim. Toprağa sıkı sıkıya sarılmışım, savaşıyorum
karşımda olanlarla. Bazen gücümün tükendiğini hissediyorum. Nasıl başa
çıkacağımı bilemiyorum, her şeyi ben mi taşımak zorundayım? Nefret ettiğim kadar
seviyorum da yalnızlığımı. O kadar seviyorum ki artık onu da terk edemiyorum.
Sanki bana yapıştı, atmak istiyorum ama gitmiyor. Lanet gibi, cezam gibi.